“Yazmak, insanın kendi benliğine yaptığı dikkatli bir yolculuktur.”
İnsanoğlunun çok eski zamanlarda yazıyı keşfetmesinden bugüne kadar, yazmak eylemi onun insaniyet damarının en müstesna tezahürlerinden biri olmuştur. Çünkü yazmak, sadece görmenin, bilmenin ya da okumanın bir devamı değildir; bütün bunların ötesine geçerek düşüncenin kelimelerle yeniden inşa edilmesidir. İnsan önce görür, sonra merak eder, bilmek ister. Bildikçe okur, okudukça anlamaya başlar. Anlayan zihin ise artık susamaz; anladıklarını kendine ve dünyaya anlatma ihtiyacı hisseder. İşte “yazmak eylemi”, bu ihtiyacın en derin ifadesidir.
Fakat modern insanın zihni, bu doğal akıştan gittikçe uzaklaşmaktadır. Günlük koşuşturmalar, hızın cazibesi, hazların geçiciliği ve özellikle de kontrolsüz tüketim alışkanlıkları zihni adeta kuşatmış durumda. Gün boyunca maruz kalınan sayısız uyarıcı, akşam olduğunda insanı yorgunluktan ziyade bir dağınıklığın içine sürüklüyor. Zihin bir düşünceyi henüz tamamlayamadan, başka bir düşünceye savruluyor. Özellikle akıllı telefonlar aracılığıyla bu geçişler o kadar hızlanıyor ki, insan artık kendi düşüncesiyle baş başa kalamaz hâle geliyor. Böyle bir ortamda sağlıklı düşünmek de giderek zorlaşıyor.
Tam da bu noktada yazmak, bir sığınak gibi belirir. Yazmak, düşünceyi yavaşlatır. Dağınık hâlde dolaşan fikirleri bir araya getirir ve onları bir düzene sokar. Bu yüzden “yazarak düşünmek” aslında “olgun düşünmek” demektir. Zihinde filizlenen bir fikri aceleye getirmeden, onun üzerinde durarak, onu evirip çevirerek ve nihayetinde kelimelere dökerek sağlam bir zemine oturtmak… Yazarken insan sadece düşüncelerini ifade etmez; aynı zamanda onları sınar, düzeltir ve derinleştirir.
Peki nasıl yazmalı?
Yazmak, çoğu zaman zannedildiği gibi büyük cümleler kurmak ya da kusursuz metinler ortaya koymak değildir. Bilgisayarın başına geçip bir anda “iyi bir yazar” olmak da değildir. Asıl mesele; az da olsa öz yazabilmek, dağınık düşünceleri anlamlı cümlelere dönüştürebilmektir. Bazen tek bir cümle, sayfalarca anlatılandan daha kalıcı olabilir. Çünkü yazının değeri uzunluğunda değil, bıraktığı izdedir.
Yazmaktan korkmayın. Yazmak, düşüncelerimizi olgunlaştırır. Zihnimizi karmaşık ağlardan kurtarır ve ona bir istikamet kazandırır. Fikirler elbette değişir, dönüşür, yenilenir. İnsan düşündükçe başka bir insana dönüşür zaten. Fakat yazmak, bu dönüşümün izlerini saklar. Hem kendimiz için hem de başkaları için… Belki bir başkası, bizim cümlelerimizden kendi yolunu bulur. Belki de biz, yazdıklarımız sayesinde kendimizi ilk defa gerçekten tanır kendi benliğimize açmaya, o yolda adımlamaya başlarız. Zira yazmak, insanın kendi benliğine yaptığı dikkatli bir yolculuktur.

