İnanmak Bir Seçim Değil

İnanmak Bir Seçim Değil

Yılmaz Özakpınar’ın İnsan İnanan Bir Varlık adlı eseri, insanın sadece biyolojik ve doğa kanunlarına tabi bir varlık olmadığını; aynı zamanda kendi zihninde kurduğu sembolik temsil ve tasavvur dünyası aracılığıyla özgürleşen, belirsizlikle başa çıkan bir bilinç olduğunu ortaya koyar. Kitap, insanın iki hayatı olduğunu ileri sürer: biri doğanın zorunluluklarına bağlı biyolojik süreçler, diğeri ise kendi zihninde oluşturduğu anlam ve imkânlar alanıdır. Özakpınar, bu çifte yaşam durumunda insanın belirsizlikle karşı karşıya kaldığını ve bu belirsizliği aşma çabasının merkezinde inanma ve bilgi arayışının yer aldığını tartışır. Belirsizliği azaltan bilginin bile değişken ve kesinlikten uzak olduğunu vurgulayarak, insanın kendi varoluşsal durumuna bir çözüm arayışını akıl, temsil ve inanç ekseninde sorgular.

“İnsan, aklı olduğu için biyolojinin ona önceden çizdiği bir hayatı yaşamaz, yaşayacağı hayatı inşa eder.” (s. 18)
İnsan, doğanın pasif bir ürünü değil, kendi hayatının faili olan bir varlıktır. Özakpınar burada insanı, içgüdülerinin ve biyolojik zorunluluklarının sınırlarına hapseden yaklaşımlara mesafeli durur. Aklın varlığı, insanı yalnızca hayatta kalmaya programlanmış bir canlı olmaktan çıkarır; onu seçen, yönelen ve anlam kuran bir özne hâline getirir. Bu bakış açısı, insan hayatının “verilmiş” değil, sürekli olarak kurulan ve yeniden şekillenen bir süreç olduğunu ima eder. Dolayısıyla inanç, ahlak ve değerler de bu inşa sürecinin dışsal eklentileri değil, insanın kendi hayatını kurarken başvurduğu asli dayanaklar olarak anlam kazanır.

“…inançların hepsinin psikolojik işlevi aynıdır: eylemlerini karşılaştırmak ve hayatını inşa etmek zorunda olan insanı belirsizlikten kurtarmak.” (s. 20)
Yazar, inançların farklı biçimler alsa bile ortak bir psikolojik işleve sahip olduğunu vurgulayarak, insanın eylemlerini rastlantıya bırakmadığını gösterir. Böylece inanç, insan hayatını kapalı bir dogmalar alanına hapsetmekten ziyade, hayatı kurarken başvurulan düzenleyici bir çerçeve olarak konumlanır.

“İnanma, insan olmanın mahiyeti gereğidir. Bu bakımdan insanın meselesi inanma ve inanmama değil, neye inanacağını belirleme meselesidir.” (s. 75)
Bu cümle kitabın kırılma noktalarından birini oluşturur. Yılmaz Özakpınar, modern düşüncede sıkça karşılaşılan “inançlı–inançsız insan” ayrımını temelden sorgular. Ona göre mesele, insanın inanıp inanmaması değil; zaten kaçınılmaz olan bu inanma hâlinin hangi değerler etrafında şekilleneceğidir. İnsan, bütünüyle inançtan arınmış bir hayat sürdüremez; çünkü her tercih, her yöneliş ve her anlamlandırma çabası bir inanç varsayımına dayanır. Bu bakış açısı, inancı zayıflık ya da akıl dışılık olarak gören yaklaşımlara karşı güçlü bir itiraz niteliği taşır. Aynı zamanda insanı, inandıklarının sorumluluğunu taşımak zorunda olan ahlaki bir özne olarak konumlandırır.
Son olarak kitaptan şu pasajla yazımı sonlandırıyorum:
O halde insanın önündeki mesele çok ciddidir: İnsan ne yapacağını gözden geçirmelidir. Neye bağlandığını, bağlandığı kaynağın ne nitelikte olduğunu belirlemelidir. İnsan tasavvur dünyasında bağlanacağı iman kaynağını seçmekte hürdür. Hürriyet sorumluluktur. İnsan, kendi aklıyla karar verdiği, hür ve sorumlu olduğu ve varacağı yeri kendi seçtiği dramatik bir varlıktır. İnsan inanan bir varlıktır. (s. 115)

Kitap Künyesi: Yılmaz Özakpınar, İnsan İnanan Bir Varlık, 3. Baskı, İstanbul, Ötüken Neşriyat, 2020.