Modern Dünyada Anlam Aramak: Açık Ufuk’un Satır Aralarında

Modern Dünyada Anlam Aramak: Açık Ufuk’un Satır Aralarında

Bu ay İbrahim Kalın’ın zengin ve derin hayat tecrübelerinden süzülmüş başyapıt olarak değerlendirebileceğimiz bir eser okuduk: Açık Ufuk.
Eser “İyi, doğru ve güzel düşünmek üzerine” yazılardan oluşuyor. Kitabı okurken ne ağır felsefi tartışmaların girdabında ne de aklı yazara emanet eden bir dogmada hissediyorsunuz kendinizi. Eserde belli temeller üzerine sorgulama, bilinenin aksine söylemlere ve inançlara temel arama, varlığın mahiyeti, tasavvufun niteliği, akıl-bilgi-hikmet üçleminde doğru düşünmenin yeri ve önemi gibi daha birçok düşünsel konuya değiniyor Kalın. Değindiği tüm bu konularda asla bilir kişi konumunda değil, okuru sormaya davet eden ve cevabın yine soruyu soranda olduğunu bildiren bir yol izliyor.
Eserin toplam altı başlığı bulunuyor. Biz burada bu başlıklardan kısa pasajlar ve anladıklarımızı vermekle yetinerek daha fazlasını okuyucularımıza bırakıyoruz:

“Düşünmek çileli bir iştir. İnsanı zihinsel konfor alanından çıkartır. Rahatını bozar. Sorgulamayı öğretir.” s. 9
Gerçekten insan günlük keyiflerinden, telaşesinden kurtulup düşünmeye sorgulamaya yeltense rahatının kaçacağını bilir. Çünkü düşünmek emek isteyen sabır gerektiren ve azimle yapılabilecek bir iştir.

“Varlık üzerinde düşünmek, bizden önce var olan ve bizden sonra da var olmaya devam edecek olan hakikat ile ünsiyet kurmaktır. (..) Sonlu ve fani olmayan şeyler üzerinde düşünmek bizi ölümsüzlük yurduna komşu yapar. Düşünmek, sonsuz olanı sonlu olanın içinde anlama çabasıdır.” s. 17
İnsanın varlık üzerinde tefekkür etmesi kendinden önce var olmuş sonsuz mahlukat ile ve kendi varlığı ile yakınlaşmasını sağlar. Kalın, bu gerçeği insanın özünün mutlak sonsuz ile bağlantılı olmasıyla ve “sonsuzu” ilk insandan bu yana istemesiyle ifade ediyor. Bu manada insanın, bu dünyadaki vazifesinin evvela varlık üzerinde derin düşüncelere dalması ve tefekkür etmesi olduğunu ifade ediyor.

“Anlam arayan bir varlık olarak insan, anlamdan yoksun bir evrende yaşamaya mahkûm edildiğinde kendine, tabiata, dünyaya, evrene ve tüm varlığa yabancılaşır. Kendini de evreni de anlamsız ve değersiz bir meta haline getirir.” s. 20
Çağımıza baktığımızda insanın kısa hayatında para kazanmak, kariyer yapmak, evlilik, çocuk, güçlü ve ünlü olmak, daha fazlalarına sahip olmak varken düşünmek, anlam aramak boş bir uğraş gibi duruyor. Çünkü bize dayatılan bu uğraş alanları günümüzde o kadar çeşitli ve teferruatlı ki tüm hayatımızı bu dayatmalara versek yine bitmeyecekmiş gibi duruyor. Hal böyleyken varlık, evren, hayat, eşya üzerinde düşünmeye kalkmak gericilik, yobazlık, çağdışı olarak görünüyor.

“İnsanın aydınlanması, aklıyla, kalbiyle ve tüm varlığıyla hakikatin ışığına yöneldiği zaman mümkün olur. Aydınlatan hakikatin kendisidir; aydınlanan da aklı, duygusu ve kalbi ile bir bütün olarak insandır. Aklı aydınlanıp kalbi karanlıkta kalan insan zeki ve başarılı olabilir ama hüsranda olmaktan kurtulamaz.” s. 42
İbrahim Kalın, bilgi çağında insanın salt bilgilere boğulduğunu, eşyanın yüzeysel formüllerini bilip özünden uzak durduğunu ve tüm bunlardan sonra bir yığın enformatik enkazın altında kaldığını ifade ediyor. İyi bir mühendis, doktor, bilim adamı olmak bilginin ışığında aydınlanmayı değil bilgiyi hikmet penceresinde gözlemlemeyi gerektiriyor. İşte bu durumda aklın aydınlanması kalbin karanlıktan kurtulması ile hikmetin bulunabileceği gerçeği önümüze çıkıyor. Diğer türlü bilgi enkazında kalıp kalbi kararmış insan, ayeti kerimede geçtiği üzere “Kitap yüklü merkepler.” (Cuma/5) olmaktan kurtulamıyor.

“İnsanın özü düşünmektir ve maddenin yokluğu bu özü ortadan kaldırmaz. İnsanın özünün düşünmek olması, ona kendi gerçekliğini nerede araması gerektiğini hatırlatır: İnsan bedensel ihtiyaçlarını karşılamak için değil özündeki düşünce cevherini ortaya çıkarmak için bu dünyaya gönderilmiştir. Düşünmeyen insan var olma iddiasında bulunamaz.” s. 90
Yine harika bir aforizma ile bizleri insan ufkunun derinliklerine götürüyor yazar. Evet, insanın özü düşünmektir. Düşünmek, “cogito ergo sum” diyen Descartes bu noktada çok haklı. Zira bizler varlık dairesinde düşünebilmemiz ile bir yer ediniyoruz. Düşünürken de edindiğimiz yeri gözlemleyip “öyleyse varım” diyoruz. Özümüzde saklı olan düşünce cevheri bizi zerreden küreye doğru bir düşünce yolculuğuna çıkarır. Atom altı parçacıklardan Andromeda Galaksisi’ne kadar uzayan bir düşünce yolculuğu bu. Düşünürken varlığımızın farkında olmak, basit telaşların peşinde değil büyük hakikatin işçisi olmak ve varlık iddiasında bulunmanın “tefekkür” ile hakkını vermek zannediyorum en elzem görevimizdir.

“Bir hedefe doğru yönelmiş hiçbir çaba boşa gitmez ve heba olmaz. O süreçte çekilen sıkıntılar insanı mutsuz değil, azimli kılar. Kendini gerçekleştirmek için mücadele veren insan, hem anlamlı hem de mutlu bir hayata sahip olabilir. Karşısına çıkan zorluklar, sınamalar, ihanetler, saldırılar yahut çirkinlikler, hayatındaki anlamı ve bütünlüğü gölgelemez. Anlam ve mutluluk ancak dünyanın kaba saba hâllerinden kurtulup görünenin ötesindeki gerçekliğe kanat açtığımız zaman ortaya çıkar.” s. 151
İnsanın kendini gerçekleştirmesi, tüm ihtiyaçlarının üstünde bilme, anlama, hikmete ulaşma ve hakikat bilgisine erişmesidir. “Düşünmek çileli iştir.” demişti Kalın, anlamı arayan hakikat işçisi zorlukları, saldırıları, hor görmeleri göze almalı. Kişisel çıkarlarını hakikatin önüne koymalı. Halkın desinlerini ya da ne derler’ini değil Hakk’ın dediğini ve emrini öncelemeli. Şairülazam Kısakürek, fikir çilesini şöyle veciz bir ifade ile anlatıyor:

Akrep, nokta nokta ruhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence

Böylelikle Açık Ufuk eserinden not aldığım belli başlı bazı yazıları sizlerle paylaşıp anladıklarımı yazmaya çalıştım. Daha bunlar gibi birçok ufuk açıcı aforizmalar var kitapta. Daha fazlası için tüm okurlarımızı esere yönlendiriyoruz.

Kitap Künyesi:
İbrahim Kalın, Açık Ufuk, 1. baskı, İstanbul, İnsan Yayınları, 2021.