
Akrep, nokta nokta rûhumu sokmuş,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence
Necip Fazıl Kısakürek.
Çile, Farsça “kırk=erbain” anlamına gelen çihle (جهل) kelimesinden türemiştir. Tasavvufta dervişin kırk günlük zevki ve nefsani perhizini ifade eden bu ifade Üstat Necip Fazıl’ın dönüşümünü anlatır. Hayatındaki bu dönüşümü “Bir fikir ki, sıcak yarada kezzab/Bir fikir ki, beyin zarında sülük.” şeklinde dile getirmiş, fikir acısını çekerek olgunluğa; kendi tabiri ile Sonsuz’a varmaya çalışmış ve bunu şiir şaheserleri ve ömrünü adadığı davası ile başarmıştır.
İlahi aşk, ölüm, zaman, anne-çocuk, İstanbul ve daha birçok tema ve konu etrafında şiirler yazmıştır Necip Fazıl. O, şiiri “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış/Marifet bu, gerisi yalnız çelik-çomakmış” şeklinde dile getirmiş, şiiri hakikati arama işi şairi ise hakikat sırrını aramaya çalışan tılsım ustası olarak ifade etmiştir. Onun şiirlerindeki mana sırrı kendini, buğulu pencerenin ardından yansıyan esrarlı ışık gibi önce belli olmayan sonra yavaş yavaş buğuyu ısıtan sıcaklığı ile esrarı aşikar eder. Nitekim Üstat, Paul Valery ile başlayan saf/öz şiirin yani şiirde mana katmanlarını şairin marifeti sayan görüşün edebiyatımızdaki en mümtaz şairidir.
Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in 78 seneye sığdırğı ömrü 25 Mayıs 1983’te nihayet buldu ve ardında şu mısraları bıraktı Şairler Sultanı;
Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurdugu yer, mezarlık.
Ebedi gençlik ölüm desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.
Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,
Zaman deli gömleği, Onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare ân, ne kesiklik ne bölüm..

